Abdullah Gözaydın

Abdullah Gözaydın

Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com

Allah Dostu İbrahim Ethem (Allah Rahmet Eylesin)

24 Mayıs 2015 - 02:51


İbrahim Ethem tacı tahtı terk ediyor.

Seneler sonra seyr-ü sülûkünü tamamladıktan sonra Belh şehrine tekrar geliyor. 

Kendi yaptırdığı camide yatsı namazı kılıyor. Dışarıda sulu kar, yağmur, soğuk... 

"Şurada kıvrılayım da sabah olunca giderim" diye düşünüyor. 

Caminin bekçisi geliyor, camide saklandığı yerden buluyor, çıkarıyor. "Ne yapıyorsun" diyor. 

"Müsaade et, şurada yatayım. Sabah namazından sonra Belh'e gireceğim" diyor. Görevli bacağından tutuyor onu "İbrahim Ethem, senin gibi çulsuzlar için yaptırmadı bu camiyi" diyor ve bacağından sürükleye sürükleye, kafasını merdivenlere vura vura atıyor onu dışarıya. 

İbrahim Ethem "Ben bu camiyi yaptırdım" diyemiyor kibir olur diye. 

Çaresiz, şehre gidiyor. Her taraf kapalı, sadece bir yer açık. Bir fırın. Kapıyı çalıyor ve sabaha kadar oturma müsaadesi istiyor. Orada çalışan işçi, "Geç otur" diyor. 

Aradan bir-iki saat geçiyor. Sabah ezanı okunmaya başlıyor. Okunduktan sonra işçi dönüyor "Hoşgeldiniz, nereden gelip nereye gidiyorsunuz, isminiz ne" diyor. 

İbrahim Ethem de "Ben iki saattir burada oturuyorum, şimdi mi geldi aklına sormak" diyor. 

Fırıncı diyor ki: "Ben bu fırında işçiyim. İki çocuğum var, iki de yetime bakıyorum. Ben onlara şimdiye kadar haram lokma yedirmedim. Senin geldiğin vakit benim mesai saatim dahilindeydi. Ezan okundu, mesaim bitti. Seninle istediğin kadar konuşabiliriz, şimdi kazancıma haram karışmaz." 

İbrahim Ethem "Sen ne güzel adammışsın. Sen Allah'tan bir şey isteyip de olmadığı vaki oldu mu?" diye soruyor. 

"Ben Allah'tan ne istediysem verdi. Fakat Allah'tan bir şey istedim. Onu bana vermedi. Allah'a yalvardım, bana İbrahim Ethem'i göster diye, bana onu göstermedi" diyor. 

"O Allah, öyle bir Allah ki,” diyor İbrahim Ethem, 

“İbrahim Ethem'i bacağından sürükleye sürükleye, kafasına vura vura getirir sana gösterir ve senin gözünün önünde ruhunu teslim ettirir." diyor ve Allah diyerek ruhunu teslim ediyor

Sevenin sevdiginden istedigi tek seydir dua, 

Ayrı bedenleri bir muhabbette birleştirendir dua, 

Çaresizken sığındığımız tek lımandır dua, 

Kulun RABBİYLE teke tek buluştuğu andır dua, 

Yoksulun ekmek kapısı dertlinin derman kapısıdır dua.

---

19 subat 779 yilinda vefat ettigi rivayet edilen islam buyugu..

 

basra’ya yolu düştüğünde, onu tanıyan halk, ısrarla dua ettikleri halde dualarının bir türlü kabul olmadığını söylediler ve bunun sebebini sordular… 

ibrahim edhem hazretleri on gün sonra, on maddelik bir liste gönderdi:

 

1- allah’ı tanıdığınızı söylüyorsunuz, ama emirlerine uymuyorsunuz. 

2- kur’an-ı kerim-i okuyorsunuz, ama muhtevasıyla amel etmiyorsunuz…

3- hz. peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama sünnetini yapmıyorsunuz…

4- şeytanın düşmanınız olduğunu söylüyorsunuz, ama onu kendinize dost ediniyorsunuz…

5- cennet’i sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama cennet’e layık olmaya çalışmıyorsunuz... 

6- cehennem’den korktuğunuzu iddia ediyorsunuz, ama cehennem’e gitmek için özel bir çaba gösteriyorsunuz…

7- ölüm haktır diyorsunuz, lakin hak olan ölüme kendinizi hazırlamıyorsunuz… 

8- din kardeşinizin ayıbı ile uğraşıyor, kendi ayıbınızı görmüyorsunuz… 

9- allah’ın lütfettiği nimetleri bolca tüketiyor, ama şükretmiyorsunuz... 

10- ölülerinizi gömüyorsunuz, ama bir gün sizin de gömüleceğinizi hiç aklınıza getirmiyorsunuz.

 

---

ibrahim ethem tahtında oturmus,tefekkur halinde iken damdan gelen gurultulerle fırlar bakar,bir adam vardır yukarıda,sorar ona;

-ne arıyorsun damda 

-devemi kaybettim de onu arıyorum

-deve damda mı aranır ey adam

-peki allah padisah tahtında mı aranır ey gafil

bu sozlerden sonra ibrahim ethem bir feryat koparır ve vurur kendini yollara

---

orta asya'da ünlü sufi.

babası divane ethem'in adı ile meşhur destanlarından bir tanesi de şudur:

"derviş ethem tahtırevanın içindeki, dünyalar güzeli bir kızla göz göze gelir. kızın güzelliği karşısında ethem'in aklı başından gider. karşısına çıkan ilk adama bu tahtırevanın kime ait olduğunu sorar. adam 'fars padişahı ethem'in kızına ait' der. doğruca saraya gider. muhafızlara 'benim padişaha söyleyeceklerim var, izin verin içeri gireyim' der ve içeri girer. tahtın önüne gelir, dizlerinin üzerine çöküp padişahı selamlar ve söze girer 'biliyorsunuz ki ben yoksul bir adamım. padişahın beni onurlandırmasını ve güzeller güzeli kızını bana vermesini istiyorum' der.bu sözleri duyan meclistekiler gülmekten kendilerini alamaz. padişah vezire 'ona huzurumuzdan memnun ve mutlu bir halde ayrılmasını sağlayacak bir cevap ver' der. vezir ethem'e döner ve ' ey derviş! sen akıllı ve aynı zamanda görmüş geçirmiş bir adama benziyorsun. büyüklerin ne söylediğini bilirsin: 'güvercin güvercin ile, doğan da doğan ile uçar.'

vezirin bu sözlerine karşılık ethem, 'hepimiz bir cinsten yaratıldığımıza göre aramızdaki tek fark sahip olduğumuz mal mülktür. padişahın çok malı mülkü olduğuna göre, benim malıma mülküme ihtiyacı olabilir mi hiç? bununla birlikte, benden istediği her şeyi yerine getirme gücüne de sahibim ben.'

bu sözler üzerine padişah, vezirine dönüp ' ondan bulup getiremeyeceği bir şey, üstesinden gelemeyeceği bir iş istemek gerek" der. vezir, ' ondan padişahımızın babasından miras kalan ve şu anda hazinede bulunan mücevherin aynısını bulup getirmesini isteyelim. derviş, bu mücevheri kesinlikle bulup getiremez' diye karşılık verir. mücevher dervişe gösterilir ve sadece denizde bulunabileceği söylenir.

derviş gece gündüz durmadan yol alır ve sonunda denize ulaşır. mücevheri denizden nasıl çıkaracağını düşünür. denizin suyunu boşaltmaktan başka çaresi olmadığına karar verir. kovayı her doldurup boşaltışında su seviyesi bir metre kadar düşer. bu sırada sahilde bulunan birkaç deniz insanı birisinin elindeki kova ile durmadan denizin suyunu boşalttığını ve her dolduruşta suyun azaldığını görür. doğruca padişahlarının yanına giderler, olan biteni anlatırlar. deniz padişahı, ' o adamın yanına gidin ve amacının ne olduğunu sorun' der. birkaç deniz insanı derviş ethem'in yanına varıp 'neden denizin suyunu boşaltıyorsun?' diye sorarlar. ethem, 'denizin dibindeki mücevhere ulaşmam gerekiyor' diye cevaplar onların sorusunu. deniz insanları hemen padişahlarının yanına dönerler ve ethem'in hangi amaçla denizin suyunu boşalttığını haber verirler. deniz padişahı, 'o zaman ona istediği mücevherlerden yüz tane verin de suyumuzu boşaltmasın' der. ve yüz tane mücevher derviş ethem'e verilir.

edhem doğruca mihrefruz'un olduğu saraya gider ve padişaha mücevherleri gösterir. hazinedeki mücevherleri çalmakla suçlanan derviş, cebindeki yüz adet mücevherin tamamını çıkararak masumluğunu ispatlar. kısa bir sessizlik olur ve akabinde padişah, 'ey derviş, bu mücevherleri sana kim verdi?' diye sorar. edhem, 'onları bana allah verdi' der.'o zaman' der padişah, 'git, kızı da sana o versin.'

ethem, padişahın bu sözüne çok kızar ve hışımla yerinden kalkıp, hızla saraydan çıkar. saraydan biraz uzakta bir yerde oturur ve 'padişah bana kızını vermediği sürece burdan kalkmam' der. tam altı ay bu bekleyiş sürer.

günlerden bir gün padişahın hareminden bağırış çağırış ve feryatlar yükselir. derviş ethem, saray görevlilerinden birine 'ne oluyor, insanlar neden akın akın saraya doğru koşuyorlar? bu feryatlar da neyin nesi?' diye sorar. saray görevlisi 'ey derviş, padişahın kızı mihrefruz öldü' der. bir süre baygın kalan derviş, kendine geldikten sonra ağlayıp inlemeye başlar.

kızın cenazesi yıkanır, kefenlenir ve toprağa verilmek üzere bir tabuta konulup, mezarlığa doğru yola koyulurlar. derviş de onların peşine takılır. kız toprağa verilir. bu arada derviş ethem de bir kenarda gizli gizli ağlayıp inlemeyi sürdürür. mezarlıkta kimsenin kalmadığına emin olduktan sonra kabrin başına gelir. ağlamaya başlar. birden aklına sevdiği kızı son kez görmek gelir. hemen bir kandil yakar, tabutu aralayıp kefeni açar. bir süre kızın güzel yüzünü izler. ardından yüzünü kızın yüzüne yaslar ve yaslamasıyla irkilmesi bir olur. çünkü kızın yüzü canlıymışcasına sıcaktır. içinde bir umut belirir. hiç vakit geçirmeden kızın elini tabutun dışına çıkarıp bileğinden sıkıca kavrar. cebinden çıkardığı bir bıçak ile kızın bileğine yakın yerden damarına neşter vurur. kız bir anda canlanır ve inlemeye başlar. bir süre sonra gözlerini açar ve derviş ethem'i görür.' sen kimsin?' diye sorar. derviş ethem, sevinç içinde 'ben' der, 'ben sizin hizmetçinizim.' kız , "'sen benim yanıma nasıl geldin?' diye sorar. bütün olan biteni anlatır derviş. tüm hikayeyi dinleyen mihrefruz ' ey derviş, bil ki şu andan itibaren annemi, babamı terk ediyor ve seni kendime eş olarak kabul ediyorum' der. 

artık mihrefruz ve ethem birliktedir. mihrefruz kesinlikle hiçbir yere gitmiyor ve kimsenin de evine gelmesine izin vermiyordu. mihrefruz hamiledir. 

sonunda nur topu gibi bir oğlan çocuğu dünyaya getirir ve adını 'ibrahim' koyarlar. ibrahim ethem... 

günden güne büyüyen ibrahim, babasıyla çarşıya gitmeye başlar. 

yine bir çarşı gezisinde padişah, ibrahimi görür ve kızını hatırlar. ibrahim'e karşı muhabbetle dolmuştur içi. çocuğun kim olduğunu soruşturur ve buldurur. derviş ethem'in kapısındadır sarayın muhafızları. içeri girmek isterler ama nafile. mihrefruz kararlıdır, göstermez yüzünü kimselere. zor kullanırlar ve apar topar saraya götürülür mihrefruz. daha kız kapıda görülür görülmez padişahın eşinin içi ürperir; 'boyu posu ne kadar da ölen kızım mihrefruz'a benziyor' diye geçirir içinden. kendisine söylenen sözlere aldırış etmez, cevap vermez ve yüzünü çevirir kız. dadı; ' iki kişi ellerini tutsun, bir kişi de yüzündeki peçeyi kaldırsın, belki yüzündeki örtü kalkınca kim olduğunu anlarız' der. padişah da , eşi de çok beğenirler bu fikri. elleri tutulur ve kaldırlır peçe bir an da. herkes derin bir 'ah' çeker, zira karşılarındadır mihrefruz.

derviş ethem'i yanına çağırır padişah 'ey derviş, benim kızımı nere buldun?' diye sorar. ethem, 'onu bana allah verdi' der. söyleyecek sözü yoktur padişahın.

tellallar çıkarılır ve tüm halk toplanır, mihrefruz'un başına gelenler halka anlatılır. ethem'e övünç hil'atı giydirilir ve sofralar kurulup yedi gün yedi gece boyunca insanlar doyurulur.

sonunda padişah hakk'ın rahmetine kavuşur ve bir süre sonra da edhem dünyaya gözlerini yumar. dedesinin ve babasının ölümü üzerine padişahlık ibrahim'e geçer.

 

---

 

yunus emre'nin, 

 

hor bakma sen toprağa 

toprakta neler yatur 

kani bunca evliya 

yüzbin peygamber yatur

 

iğnesin suya atan 

balıklara getirten 

tacın tahtın terk eden 

ibrahim ethem yatur,

 

diyerek yad ettiği hak aşığı. 

---

etrafına insanların toplandığını gördükçe "şöhrette afet vardır, şöhretten kurtulmak için sultanlığı bıraktık, lakin insanlar bu sefer de "veli" diyerek bizi işaret eder oldular. ey müraî ibrahim ethem ! gayen yine şöhretmiş" diyerek hıçkırıklara boğulan yanık gönüllü derviş...

 

belh'ten çıkar, yayan düşer yollara... dağlar tepeler aşar, çölleri geçer. nihayet ulaşır mekke-i mükerreme'ye. bitkindir. ama mahçup bir şekilde yaklaşır kabe'ye. secdeye kapanır, gözyaşlarıyla asırlar boyunca müminlerin dillerinde yer alacak o duasını yapar:

 

"allahım, âsi kulun kapına geldi,

günahlarını ikrar ederek sana sesleniyor

eğer mağfiret buyurursan ki bu senin fazlındandır,

lakin kapından kovarsan senden başka kim merhamet eder rabbim!"

 

merak edenler için bu yakarışın aslı: 

 

ilâhî, abduke'l-'âsî etâkâ

mukırran bi'z-zünûbi ve kad de'âkâ

fe in tağfir fe ente ehlün lizâkâ

ve in tetrud fe men yerham sivâkâ !

--

aşk'ın hakikisine erişmiş adem evladıdır. zaten aşk'la yanıp bittiği için ocaktaki ateşin yakamadığı yiğittir.

 

bir gün sıcak yatağındayken, damda gezen bir seyyahtan öğrenmiştir, sultan'a kulluk için tacı tahtı bırakması gerektiği.

 

senelerdir görmediği oğluna kabe'de rastlayıp ona bütün içtenliğiyle sarıldığında, "bir kalpte iki sevgi olmaz," nidasını işitir ve "eğer senin sevgine mani ise, al o zaman oğlumu benden," diyerek oğlunun cansız bir şekilde ayağının yanıbaşına serilişi karşısında gözünden belki bir damla bile yaş akmayan hak dostudur.

 

dünyaya kalben değil kesben bağlı olmanın sırlarını fısıldamıştır ariflere...

---

ibrahim bin ethem, hacer-i muallak'ın altında ibadet ederken iki melek gelir.

biri diğerine sorar:

- bu kimdir?

- ibrahim bin ethem. 

- allah onun derecesini bir basamak aşağı indirdi. basra'da iken hurma almıştı. satıcı hurmayı kesesine koymuş ancak kesesine fazladan bir tane hurma yapışmıştı.

 

bu konuşmaları duyan ibrahim ethem, hemen basra'ya yol alır. hurma aldığı satıcıyı bulur ve hurma tarttırır. tartma işlemi bitince, kesesinden bir tane hurma çıkarır ve satıcının tezgahına bırakır. basra'ya geri döner.

 

yine o taşın altında ibadete durur. iki melek gelir ve birisi diğerine sorar:

 

- bu kimdir?

- ibrahim bin ethem.

- allah onun derecesini iade etmiştir.

 

İbret almak dileğiyle, Allah'a emanet olunuz